DEPO-MEDROL

Genel Bilgiler

  • Ticaret Unvanı:
  • DEPO-MEDROL 40 MG/ML ENJ. SUS. ICEREN 1 FLAKON
  • Reçete türü:
  • Normal
  • İçin kullanmak:
  • İnsanlar
  • İlaç türü:
  • allopatik ilaç

Belgeler

Yerelleştirme

  • Bulunduğu ülkeler::
  • DEPO-MEDROL 40 MG/ML ENJ. SUS. ICEREN 1 FLAKON
    Türkiye
  • Dil:
  • Türkçe

Terapötik bilgiler

  • Terapötik alanı:
  • metilprednizolon

Diğer bilgiler

Durum

  • Kaynak:
  • TİTCK - TÜRKİYE İLAÇ VE TIBBİ CİHAZ KURUMU - Türkiye
  • Yetkilendirme durumu:
  • Aktif
  • Yetkilendirme numarası:
  • 8699532774811
  • Yetkilendirme tarihi:
  • 29-01-2013
  • Son Güncelleme:
  • 24-05-2018

Hasta Bilgi broşürü: Ürün Özellikleri Özeti - kompozisyon, endikasyonlar, yan etkiler, dozaj, etkileşimleri, advers reaksiyonlar, gebelik, laktasyon

KISA

ÜRÜN

BİLGİSİ

1.

BEŞERİ TIBBİ ÜRÜNÜN ADI

DEPO-MEDROL 40 mg/ml Enjektabl Süspansiyon İçeren Flakon

2.

KALİTATİF VE KANTİTATİF BİLEŞİM

Etkin madde:

40 mg metilprednizolon asetat

Yardımcı madde(ler):

Yardımcı maddeler için 6.1’e bakınız.

3.

FARMASÖTİK FORM

Lokal

sistemik

yoldan

uygulanmak

üzere

geliştirilmiş

steril,

enjeksiyon

için

süspansiyon içeren flakon

İntratekal veya intravenöz uygulanmamalıdır.

Beyaz süspansiyon.

4.

KLİNİK ÖZELLİKLER

4.1. Terapötik endikasyonlar

Romatoid artrit, osteoartrit, bursit, tendinit, tenosinovit, epikondilit ve tendon üzerindeki

gangliyonların enflamasyonunda; lokalize nörodermit, hipertrofik lichen planus, nummüler

ekzema, necrobiosis lipoidica diabeticorum, alopecia areata, diskoid lupus erythematosus ve

böcek ısırıkları gibi deri hastalıkları, ülseratif kolit, konjenital adrenal hiperplazi ve astımda

kullanılır.

4.2. Pozoloji ve uygulama şekli

Pozoloji/uygulama sıklığı ve süresi:

Lokal uygulama

Romatoid

artrit

ve

osteoartrit:

Metilprednizolonun

eriyen

esteri

olan

metilprednizolon asetat sinoviyal boşluklar içine uygulandığında, ekimolar dozda uygulanan

hidrokortizon

asetattan

daha

uzun

süreli

anti-enflamatuvar

etki

yapmaktadır.

DEPO-

MEDROL’ün intraartiküler enjeksiyonundan 12-24 saat sonra ağrı hafifler. İyileşme süresi 1-

5 hafta arasında değişir, ortalama olarak 3-4 haftadır. Romatoid artrit ve osteoartritte intra-

artiküler DEPO-MEDROL enjeksiyonu aşağıdaki açıklamalara göre yapılmalıdır:

Periferik eklemlerin biri ya da birkaçı tutulmuşsa,

Hastalık yaygın olmakla birlikte, periferik eklemlerden biri ya da birkaçında akut

enflamasyon varsa,

Diğer kortikosteroidler ya da kortikotropinlerle yapılan sistemik tedavi, birkaç eklemi

etkilememişse,

Kortizon,

hidrokortizon

kortikotropin

uygulanan

sistemik

tedavi

kontrendikeyse,

Eklemler, erkenden progresif deformasyon göstermeye başlamışsa (fizik tedavinin

etkisini arttırmak amacıyla),

Ortopedik cerrahi girişimler yapılmışsa ya da yapılacaksa.

Sinoviyal bölgeye uygulanan DEPO-MEDROL’ün etkisi lokaldir. Sistemik olarak verilen

sürrenal korteks steroidlerinin özgün metabolik etkileri bu uygulamalarda görülmez. Bazı

vakalarda, enjeksiyonun yapıldığı eklemin dışındaki eklemlerde de hafif ve geçici düzelme

olduğu saptanmıştır. Başka sistemik etki görülmemiştir. Ancak, uygulama birçok ekleme

birden

yapılırsa

toplam

yüksek

olursa,

DEPO-MEDROL’ün

intrasinoviyal

enjeksiyonundan sonra da hafif sistemik etkilerin görülebileceği akılda tutulmalıdır.

Uygulama:

İntraartiküler

enjeksiyondan önce, hasta ekleminin anatomisi incelenmeli

DEPO-MEDROL

enjeksiyonu

sinoviyal

boşluğun

içine

yapılmalıdır.

Lomber

fonksiyondaki gibi aseptik bir teknik kullanılarak 20-40 gauge’lik kuru enjektöre takılmış bir

iğne sinoviyal boşluğa sokulur. Gerekli görülürse, novakain infiltrasyonu yapılabilir. Eklem

sıvısından

birkaç

damlanın

aspirasyonu,

eklem

boşluğuna

girilmiş

olduğunu

gösterir.

Enjeksiyon, her eklemde sinoviyal boşluğun en yüzeyel olduğu ve damar ve sinirlerden en

uzak

olduğu

bölgeye

yapılmalıdır.

Sinoviyal

boşluğa

girildikten

sonra,

iğne

yerinde

bırakılarak, enjektör ayrılır ve iğneye uygun dozda DEPO-MEDROL çekilmiş ikinci bir

enjektör takılır. Piston geri çekilerek gelen sıvıdan iğnenin sinoviyal boşlukta olup olmadığı

anlaşılır ve iğne boşluğun içindeyse DEPO-MEDROL enjekte edilir. Enjeksiyondan sonra

eklem,

hafifçe

birkaç

hareket

ettirilerek,

sinoviyal

sıvıyla

süspansiyonun

iyice

karışması sağlanır. Enjeksiyon yeri steril bir gazlı bezle kapatılır.

İntraartiküler uygulama için en uygun eklemler, diz, ayak bileği, el bileği, dirsek, omuz,

falanks

kalça

eklemleridir.

Kalça

eklemine

girmek

kolaysa

çevresindeki

büyük

damarlara girmemeye dikkat edilmelidir. Spinal eklemler gibi girilmesi mümkün olmayan ve

sakro-iliyak eklemler gibi sinoviyal boşluğu olmayan eklemler bu tür enjeksiyonlara uygun

değildir. Tedavideki başarısızlık, çoğunlukla enjeksiyonun eklem içine yapılmamasından ileri

gelir.

Çevredeki

dokulara

yapılan

enjeksiyonların

hemen

hemen

hiçbir

yararı

yoktur.

Sinoviyal

sıvı

aspire

edilerek,

enjeksiyonun

sinoviyal

boşluğa

yapıldığından

emin

olunmalıdır. Doğru yapılmış bir uygulama etkili olmamışsa, uygulamayı tekrarlamanın bir

yararı olmaz. Lokal tedavi, hastalığın seyrini değiştirmediğinden, gerekli durumlarda fizik

tedavi ve ortopedik önlemler ihmal edilmemelidir.

Doz:

İntraartiküler

enjeksiyonlarda

DEPO-MEDROL’ün

dozu,

eklemin

büyüklüğüne

hastalığın ağırlığına göre değişir. Kronik vakalarda, ilk enjeksiyonlarda elde edilen etkinin

süresine göre, uygulamalar 1-2 haftada bir tekrarlanır. Önerilen dozlar aşağıdadır:

Eklemin

büyüklüğü

Örnek

Büyük

Omuz, diz, ayak bileği

20-80 mg ya da 0.5-2 mL

Orta

Dirsek, el bileği

10-40

0.25-1.0

Küçük

İntrafalangeal,

metakarpofalangeal,

sternoklaviküler,

akromioklaviküler

4-10 mg ya da 0.1-0.25 mL

Bursit:

Subdeltoid,

prepatellar

olekranon

bursitleri

gibi

çeşitli

bursitlerin

tedavisinde, kortikosteroidlerin intrabursal enjeksiyonları faydalı sonuçlar vermektedir. Genel

olarak,

akut

subdeltoid

bursitlerde,

kronik

olanlardan

daha

sonuçlar

alınmakta

enjeksiyondan birkaç saat sonra ağrı kaybolarak kolun ağrısız hareketi mümkün olmaktadır.

Birçok

vakada,

enjeksiyonların

tekrarlanması

gerekir.

Kronik

subdeltoid

bursitlerde

vakaların çoğunda ağrı kısmen geçmekte ve omuz ekleminin hareketi kolaylaşmaktadır.

Posttravmatik prepatellar bursitte (hizmetçi dizi) ve olekranon bursitlerinde, 24 saat sonra

iyileşme başlar ve bir haftada durum normale döner.

Uygulama: Enjeksiyon yerinin çevresindeki bölge, steril duruma getirildikten sonra, %1

novakain çözeltisi infiltrasyonu yapılır. 20-24 gauge’lik steril enjektöre takılmış iğne, bursa

içine sokularak eklem sıvısı aspire edilir. İğne yerinde bırakılır, enjektör çıkarılır ve gerekli

dozda DEPO-MEDROL içeren ikinci bir enjektör iğneye takılarak DEPO-MEDROL enjekte

edilir. Enjeksiyondan sonra, enjeksiyon yeri steril bir gazlı bezle kapatılır.

Diğer

hastalıklar

(tendon

üzerindeki

gangliyonların

enflamasyonunda,

tendinit,

epikondilit): DEPO-MEDROL enjeksiyonları, tendinit, tenosinovit, epikondilit ve tendonlar

üzerindeki

gangliyonların

enflamasyonları

gibi

çeşitli

durumlarda

faydalı

sonuçlar

vermektedir. Tendinit ve tenosinovitlerin tedavisinde, derinin üzeri uygun bir antiseptik

solüsyonla silindikten sonra, enjeksiyonun tendon dokusu içine değil de, tendon kılıfı içine

yapılmasına dikkat edilmelidir. Tendon gerildikten sonra kolayca palpe edilebilir. Epikondilit

tedavisinde en hassas bölge saptanarak, DEPO-MEDROL süspansiyonu bu bölgeye infiltre

edilir. Tendon kılıfları üzerindeki gangliyonların tedavisinde, süspansiyon doğrudan doğruya

kist

içine

enjekte

edilir. Vakaların

çoğunda,

enjeksiyondan

sonra

kistik

tümör

ileri

derecede küçülür, hatta kaybolur. Yukarıdaki endikasyonlar için DEPO-MEDROL dozu 4-30

mg’dır (0.1-0.75 mL). Kronik durumlarda enjeksiyonların tekrarlanması gerekir.

Deri hastalıklarında lokal etki elde etmek amacıyla yapılan uygulamalar: Lokal

kortikosteroid

enjeksiyonu,

çeşitli

deri

hastalıklarının

tedavisinde

kullanılmaktadır.

uygulama

sonucunda,

birçok

vakada

belirgin

düzelme

tamamen

iyileşme

sağlanabilmektedir. Nükseden ya da kronikleşmiş vakalarda, enjeksiyonların tekrarlanması

gerekir. DEPO-MEDROL enjeksiyonlarının etkili olduğu deri hastalıkları arasında lokalize

nörodermit, hipertrofik lichen planus, nummuler ekzema, necrobiosis lipoidica diabeticorum,

alopecia areata, diskoid lupus erythematosus ve böcek ısırıkları vardır. İntrakeloidal DEPO-

MEDROL enjeksiyonu, lezyonların yumuşayarak kaybolmasını sağlayabilir. Genel olarak,

yeni ve yumuşak keloid lezyonlarında daha iyi sonuçlar alınmaktadır. %70’lik alkol gibi

uygun bir antiseptik ile temizlendikten sonra 0.5-1.5 mL (20-60 mg) DEPO-MEDROL

süspansiyonu lezyonun içine enjekte edilir. Büyük lezyonlarda enjeksiyon

0.5-1 mL’lik

dozlarda tekrarlanmalıdır. Normalde 1-4 enjeksiyon yeterlidir. Enjeksiyonlar arasındaki süre,

lezyonun türüne ve ilk enjeksiyondan sonra elde edilen iyileşmenin süresine bağlıdır.

Ülseratif kolitte lokal instilasyon: Ülseratif kolitli hastalarda, 3-7 kez lavement a

garder ya da rektuma sürekli damlatma biçiminde 40-120 mg DEPO-MEDROL ile olumlu

sonuçlar alınmıştır. Hastaların çoğunda, 30-300 mL su içindeki 40 mg DEPO-MEDROL ile

birlikte diğer tedavi ajanlarının da kullanılması gerekir. Metilprednizolon tedavisi endike

olduğunda, uygulama kolaylığı açısından ağız yolu tercih edilir. Akut gastroenteritli hastalar

ile pre- ya da postoperatif dönemdeki hastalar gibi ağız yolundan ilaç alamayanlarda DEPO-

MEDROL süspansiyonu intramüsküler yoldan uygulanabilir.

İntramüsküler uygulama

DEPO-MEDROL’ün intramüsküler uygulamasından sonra, enjeksiyon yerinden emiliminin

yavaş olmasından dolayı uzun süreli sistemik etki görülebilir. Konjenital adrenal hiperplazi

gibi

uzun

süreli

etkinin

istendiği

durumlarda

DEPO-MEDROL

kullanılabilir.

İntramüsküler yoldan verilen DEPO-MEDROL, konjenital adrenal hiperplazi olan hastalarda

sürrenal korteksini iki hafta içinde inhibe ettiği halde, romatoid artritli hastalarda sistemik

etkinin süresi ortalama bir haftadır.

Kortikosteroidlerin endike olduğu deri hastalıklarında DEPO-MEDROL kullanılabilir. Akut

ve kronik temas dermatitlerinde (zehirli sarmaşık ve seboreik dermatitler de içinde olmak

üzere) DEPO-MEDROL tedavisiyle olumlu sonuçlar alınmıştır. DEPO-MEDROL astım ve

alerjik rinit tedavisinde de endikedir. Sistemik kortikosteroid tedavisi, yalnızca diğer tedavi

yöntemlerine yanıt vermeyen vakalarda kullanılmalıdır.

Doz: DEPO-MEDROL süspansiyonunun intramüsküler dozu, tedavi edilecek hastalığa göre

değişir. Oral tedavi yerine geçici bir süre kullanılacaksa, 24 saatte bir oral doza tekabül eden

miktarda uygulanması yeterlidir. Bir hafta süreyle etki sağlanmak istiyorsa, günlük doz

üzerinden haftalık doz hesaplanarak, bir kerede intramüsküler yoldan uygulanabilir.

Konjenital adrenal hiperplazi vakalarında, 2 haftada bir 1 mL (40 mg) DEPO-MEDROL

enjeksiyonu yeterlidir. Romatoid artritli hastaların idame tedavisinde, her hafta 1-3 mL (40-

120 mg) DEPO-MEDROL enjeksiyonu gerekir. Dermatolojik hastalıklarda, 1-4 hafta süreyle

haftada bir kez 1-3 mL (40-120 mg) DEPO-MEDROL enjeksiyonu gerekir. Zehirli sarmaşığa

bağlı akut ve ağır dermatit vakalarında 2-3 mL’lik (80-120 mg) tek dozun intramüsküler

yoldan enjeksiyonundan 8-12 saat sonra iyileşme başlar. Kronik temas dermatitlerinde, 5-10

günlük aralarla enjeksiyonları yinelemek gerekir. Seboreik dermatit vakalarında, haftada 2 mL

(80-120 mg) DEPO-MEDROL yeterli etkiyi sağlar.

Astımlı hastalarda, 2-3 mL (80-120 mg) DEPO-MEDROL enjeksiyonundan 6-48 saat sonra

iyileşme başlar ve birkaç gün ila birkaç hafta sürer. Aynı biçimde alerjik riniti (saman nezlesi)

olan

hastalarda

(80-120

DEPO-MEDROL’ün

intramüsküler

yoldan

uygulanmasından sonra nezle belirtileri birkaç gün ila birkaç hafta süreyle kaybolur.

Tedavi

gören

hastalar

stres

altındaysa,

DEPO-MEDROL

dozu

arttırılmalıdır.

Çok

hızlı

hormonal etkinin istendiği durumlarda, ileri derecede çözünmüş olan hidrokortizon sodyum

süksinat preparatı intravenöz yoldan uygulanmalıdır.

Uygulama şekli:

Kesin aseptik şartlarda uygulanması esastır.

Enjeksiyon yerinin çevresindeki bölge, steril duruma getirilir. Flakon kullanılmadan önce

partikülleri homojen süspansiyon elde etmek için yavaşça çalkalanmalıdır.

DEPO-MEDROL

intramüsküler,

intra-artikular,

periartikular,

intrabursal,

intralezyonal

enjeksiyon yoluyla kullanılır.

İntratekal ve intravenöz yolla kullanılmaz.

Her enjeksiyonda genel sterilizasyon önlemleri izlenmelidir.

Özel popülasyonlara ilişkin ek bilgiler:

Böbrek/karaciğer yetmezliği:

DEPO-MEDROL böbrek/karaciğer yetmezliği olan hastalarda dikkatli kullanılmalıdır.

Pediyatrik popülasyon:

Kortikosteroidler bebeklik, çocukluk ve ergenlik çağında geri dönüşümsüz olabilecek şekilde

büyüme

yavaşlamasına

neden

olurlar.

Uzatılmış

kortikosteroid

tedavisinde

bebek

çocukların büyüme ile gelişimi dikkatli şekilde gözlenmelidir. Tedavi mümkün olabilecek en

düşük

dozda

kısa

sürede

yapılmalıdır.

dozaj

kullanımı

ciddi

endikasyonlarla sınırlandırılmalıdır.

Uzatılmış kortikosteroid tedavisi alan bebek ve çocuklar yükselmiş intrakraniyal basınç

sebebiyle özellikle risk altındadırlar.

Yüksek dozda kortikosteroid çocuklarda pankreatit gelişimine sebep olabilir.

Geriyatrik popülasyon:

Önerildiği şekilde kullanıldığında, yaşlılarda dozda bir değişikliğin gerektiğini düşündürecek

bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak, yaşlı hastaların tedavisi, özellikle uzun dönemli ise, bu

hastalarda kortikosteroidlerin genel yan etkilerinin daha ciddi sonuçları göz önüne alınarak

planlanmalıdır ve yakın klinik gözlem gerekmektedir (bkz. Uyarılar/Önlemler)

4.3. Kontrendikasyonlar

DEPO-MEDROL,

İçeriğinde bulunan etkin maddeye veya bölüm 6.1’de listelenmiş yardımcı maddelere

karşı aşırı duyarlılığı bulunan hastalarda,

Sistemik enfeksiyon durumunda enfeksiyona karşı spesifik tedavi almayan hastalarda,

Potansiyel nörotoksik etkisi nedeniyle intratekal kullanımda,

DEPO-MEDROL’ün intravenöz kullanımı kontrendikedir.

DEPO-MEDROL akut enfeksiyonlarda lokal etki için yapılan eklem içi, bursa içi,

tendon içi vb. enjeksiyonlarda kontrendikedir.

DEPO-MEDROL ile sistemik tedavi, diğer sürrenal korteks steroidlerinde olduğu gibi,

iyileşmemiş tüberküloz, peptik ülser, akut psikoz, Cushing Sendromu, Herpes simpleks

keratiti, canlı virüs aşılarının (çiçek aşısı vb.) uygulanması sırasında ve su çiçeği hastalarında

kontrendikedir.

Canlı veya canlı ve zayıflatılmış aşıların uygulanması, immünosupresif dozda kortikosteroid

alan hastalarda kontrendikedir.

4.4. Özel kullanım uyarıları ve önlemleri

İstenmeyen etkiler; minimum sürede en düşük dozun kullanılması ile minimize edilebilir.

Hastalık aktivitesine göre uygun titrasyon için hastanın sık gözlenmesi gerekir (Bkz. Bölüm

4.2).

DEPO-MEDROL flakonları sadece tek doz kullanım içindir. Herhangi bir çoklu doz kullanımı

kontaminasyona neden olabilir.

İntratekal/epidural uygulama yolları ile ilişkili ciddi medikal olaylar rapor edilmiştir (Bkz.

Bölüm 4.8). Damar içi enjeksiyondan kaçınmak için uygun önlemler alınmalıdır.

Aşil

tendonunda

gerçek

tendon

kılıfının

bulunmamasından

dolayı

DEPO-MEDROL

buraya enjekte edilmemelidir.

Adrenal steroid kristalleri enflamatuvar reaksiyonları baskılarken, bunların varlığı hücresel

elementlerin

disentegrasyonuna

bağ

dokuyu

oluşturan

tabakada

fizikokimyasal

değişikliklere neden olabilir. Sonuç olarak sık olmamakla birlikte enjeksiyon yerinde dermal

ve/veya subdermal değişiklikler sonucu deride çökme meydana gelebilir. Bu reaksiyonun

oluşması enjekte edilen adrenal steroid miktarı ile değişmektedir. Rejenerasyon genellikle

birkaç ay içerisinde veya adrenal steroid kristallerinin tümünün emilimi ile tamamlanır.

Dermal ve subdermal atrofi oluşma insidansını en aza indirmek için önerilen dozun üzerinde

enjeksiyon yapılmamalıdır. Mümkün oldukça lezyonun olduğu bölgeye birden çok, küçük

hacimli

enjeksiyonlar

yapılmalıdır.

İntraartiküler

intramüsküler

enjeksiyon

yapılırken

dermis içerisine enjeksiyon yapılmamasına ve dermis içerisine sızıntı oluşmamasına dikkat

edilmelidir. Subkütan atrofi insidansı yüksek olduğundan deltoid kas içerisine enjeksiyondan

kaçınılmalıdır.

Nadiren subkütan atrofi ve depigmentasyon vakaları rapor edildiğinden pigment yoğunluğu

fazla

olan

hastaların

kolayca

görülebilecek

yerlerindeki

intralezyonel

uygulamalar

çok

yüzeysel şekilde yapılmamalıdır.

DEPO-MEDROL’ün

intraartiküler

enjeksiyonunu

takiben

metilprednizolonun

sistemik

absorpsiyonu gerçekleşir. Lokal etkilerin yanısıra sistemik etkilerin de olması beklenir.

Adrenal kortikal atrofi uzun süreli tedavi sonucunda görülür ve tedavinin sonlandırılmasından

sonra birkaç ay daha sürebilir. Sistemik kortikosteroidleri fizyolojik dozlardan (yaklaşık 6 mg

metilprednizolon) daha yüksek dozda ve 3 haftadan daha uzun süreli kullanan hastalarda

tedavi

aniden

sonlandırılmamalıdır.

Uygulanan

dozun

nasıl

azaltılacağı

sistemik

kortikosteroid dozunun azaltılması sonucu hastalığın nüksetmeye ne kadar yatkın olduğu ile

ilişkilidir. Tedavinin sonlandırılması sırasında hastalığın gidişatı klinik olarak izlenmelidir.

Hastalık sistemik kortikosteroidlerin kesilmesi ile tekrarlamıyorsa fakat hipotalamus hipofiz

adrenal aksı baskılanması kesin değilse sistemik kortikosteroid dozu hızla fizyolojik dozlara

düşürülebilir. Günde 6 mg metilprednizolon dozuna ulaşıldığında doz azaltılması hipotalamus

hipofiz adrenal aksının geri dönüşü için yavaşlatılmalıdır.

Aşağıdaki uyarı ve önlemler parenteral kortikosteroid tedavisi alanlar için geçerlidir:

İntraartiküler enjeksiyon sonrasında belirgin ağrı artışı ile birlikte buna eşlik eden lokal şişlik,

eklem hareketinin kısıtlanması, ateş ve kırıklık hissi septik artriti göstermektedir. Eğer bu

komplikasyonlar

oluşur

sepsis

tanısı

konursa

uygun

antimikrobiyal

tedaviye

başlanmalıdır.

Daha önce enfekte olmuş bir ekleme lokal enjeksiyondan kaçınılmalıdır.

Eklem içi kortikosteroidler eklemde enflamatuvar cevap riskinin artmasıyla özellikle de

enjeksiyon sonucu bakteriyel enfeksiyon ile ilişkilidir. Özellikle tekrarlanan enjeksiyonlardan

sonra charcot benzeri artropati gözlenmiştir. Enjeksiyon öncesinde eklem sıvısının varlığının

uygun bir yol ile tespit edilmesi bakteriyel enfeksiyonun önlenmesinde gereklidir.

Kortikosteroidler sabit olmayan eklemlere enjekte edilmemelidir.

Enfeksiyonların veya kontaminasyonun önlenmesi amacıyla steril teknik kullanılmalıdır.

İntramüsküler yol ile verildiğinde emilimin daha yavaş olduğu gözlenmiştir.

İmmünosupresan Etkiler/ Enfeksiyonlara Karşı Artan Duyarlılık:

Kortikosteroidler

enfeksiyonlara

karşı

duyarlılığı

arttırabilir,

bazı

enfeksiyon

belirtilerini

gizleyebilir

bunların

kullanımı

sırasında

yeni

enfeksiyonlar

gelişebilir.

İnflamatuvar

cevabın ve immün fonksiyonun baskılanması; fungal, viral ve bakteriyel enfeksiyonlara karşı

duyarlılığı ve bunların ciddiyet derecesini arttırır. Klinik görünümü çoğu kez atipik olabilir ve

farkına

varılmadan

ileri

seviyeye

ulaşabilir. Artan

dozlarda

kortikosteroidle

birlikte

infeksiyöz komplikasyon olma olasılığı artar.

Akut enfeksiyon varlığında lokal etki için intra-sinoviyal, intrabursal veya intratendinöz

olarak uygulanmamalıdır.

İmmün sistemi baskılayıcı ilaçlar kullanan kişiler, sağlıklı bireylere kıyasla enfeksiyonlara

karşı daha duyarlıdır. Örneğin su çiçeği ve kızamık bağışıklığı olmayan ve kortikosteroid

kullanan çocuklar veya yetişkinlerde bu hastalıklar daha ciddi ve hatta ölümcül bir süreç

izleyebilir.

çiçeği

hastalığı

normalde

minör

hastalık

olmasına

rağmen

bağışıklık

sistemi

baskılanmış hastalarda ölümcül olabilmektedir. Hastalar (veya çocukların aileleri) kesin bir su

çiçeği

hikayesine

sahip

olmadıkları

sürece

herpes

zoster

virüsü

taşıyan

veya

çiçeği

geçirmekte olan insanlar ile yakın temastan kaçınmaları ve eğer bulaşma gerçekleştiyse acilen

tıbbi

tedavi

altına

alınmaları

konusunda

uyarılmalıdırlar.

çiçeğine

karşı

bağışıklık

kazanmamış sistemik kortikosteroid alan veya geçmiş 3 ay içerisinde bu tedaviyi almış

hastaların,

çiçeği

temas

edilmesinin

ardından

gün

içerisinde

varicella/zoster

immunoglobin (VZIG) ile pasif olarak bağışıklık kazandırılması gerekmektedir. Su çiçeği

tanısı

konulmasıyla

birlikte

acil

tıbbi

tedavi

gerekmektedir.

Kortikosteroid

tedavisi

kesilmemelidir, dozunun arttırılması gerekebilir.

Bozulmuş immün yanıtı olanlara canlı aşılar verilmemelidir. Diğer aşılara olan antikor yanıtı

azaltılabilir.

DEPO-MEDROL, kortikosteroidin hastalığın tedavisinde bir antitüberküloz ajan ile birlikte

kullanıldığı fulminant veya disemine aktif tüberküloz vakalarında kullanılmamalıdır. Latent

tüberküloz

veya

tüberkülin

reaktivitesi

olan

hastalarda

kortikosteroidler

kullanılıyorsa,

hastalık tekrar oluşabileceğinden, yakın takip gereklidir. Uzatılmış kortikosteroid tedavisinde,

bu hastalar kemoprofilaksi almalıdır.

Aynı zamanda faydalı ve zararlı etkilerin raporlandığı erken çalışmalarda kortikosteroidlerin

septik

şoktaki

rolü

tartışmalıdır. Yakın

zamanda

destekleyici

kortikosteroidlerin

adrenal

yetmezliği olan ve septik şok geliştirmiş hastalarda faydalı olabileceği önerilmiştir. Ancak

septik şokta rutin kullanımı önerilmemektedir. Bir sistematik incelemede kısa süreli yüksek

dozda kortikosteroidin kullanımı desteklenmemiştir. Ancak meta- analizler ve bir incelemede,

daha uzun süreli (5- 11 gün) ve düşük dozda kortikosteroidin özellikle vazopressöre bağlı

septik şok geçiren hastalarda ölüm oranını azaltabileceği önerilmiştir.

İmmün Sistem Etkileri:

Alerjik reaksiyonlar oluşabilir. Kortikosteroid tedavisi gören hastalarda seyrek de olsa deri

reaksiyonları ve anafilaktik/ anafilaktoid reaksiyonlar oluşabildiği için özellikle ilaç alerjisi

öyküsü olan hastalarda ilaç verilmeden önce uygun önlemler alınmalıdır.

Endokrin Etkiler:

Kortikosteroidlerin uzatılmış periyotlardaki farmakolojik dozları hipotalamus-hipofiz-adrenal

ekseninin baskılanması (sekonder adrenokortikal yetmezlik) ile sonuçlanabilir. Ortaya çıkan

adrenokortikal yetmezliğin derecesi ve süresi hastadan hastaya değişiklik gösterir ve doz,

frekans, verilme zamanı ile glukokortikoid terapinin süresine bağlıdır. Bu etki alternatif gün

terapisi kullanılarak azaltılabilir.

Ek olarak eğer glukokortikoidler birden bırakılırsa ölümcül sonuçlanabilen akut adrenal

yetmezlik oluşabilir. İlaç kaynaklı sekonder adrenokortikal yetmezlik dozajın kademeli olarak

azaltılmasıyla en aza indirgenebilir. Bu tip bağlantılı yetmezlik tedavinin sonlandırılmasından

sonra aylarca sürebilir, bu yüzden bu süreçte oluşan herhangi bir stres durumunda hormon

tedavisi tekrar verilmelidir.

Tuz ve/veya bir mineralokortikoid uygulaması yalnız mineralokortikoid salımı bozulduğunda

gereklidir.

Glukokortikosteoidlerin

birden

bırakılmasını

takiben,

adrenokortikal

yetmezlikle

ilgili

görünmeyen steroid “bırakma sendromu” oluşabilir. Bu sendromun semptomları şu şekildedir:

anoreksi, bulantı, kusma, uyuşukluk, baş ağrısı, ateş, eklem ağrısı, deskuamasyon, miyalji,

kilo kaybı ve/veya hipotansiyon. Bu etkilerin düşük kortikosteroid seviyelerinden ziyade

glukokortikosteroid konsantrasyonundaki ani değişimden ötürü olduğu düşünülmektedir.

3 hafta kadar sürdürülmüş sistemik kortikosteroid tedavisinin ani kesilmesi eğer hastalık

tekrarlamaya yatkın değil ise uygundur. Hastaların genelinde 3 hafta için günlük 32 mg’a

kadar olan metilprednizolon dozlarının ani kesilmesi klinik olarak belirgin hipotalamus

hipofiz adrenal aks baskılanmasına neden olmaz. 3 haftalık veya daha az tedavi süresi olan

aşağıdaki hasta gruplarında sistemik kortikosteroid tedavisinin kademeli olarak azaltılması

gerekmektedir:

-Sistemik kortikosteroidler ile özellikle 3 haftadan uzun süreli tekrarlayan tedaviler görenler.

-Uzun dönem tedaviyi takiben (aylar veya yıllar süresince) bir yıl içinde kısa dönem bir tedavi

uygulandığında.

-Eksojen

kortikosteroid

tedavisi

dışında

adrenokortikal

yetmezlik

oluşması

riski

olan

hastalarda.

-Günlük 32 mg metilprednizolondan daha fazla sistemik kortikosteroid alan hastalar.

-Tekrarlanan dozları akşam alan hastalar.

Glukokortikoidler

Cushing

sendromu

ortaya

çıkarabildiği

veya

ağırlaştırabildiğinden,

Cushing hastalığı olan hastalarda glukokortikoidlerden kaçınılmalıdır.

Hipotiroidik olan hastalarda kortikosteroidlerin artan bir etkisi vardır.

Metabolizma ve Beslenme:

Metilprednizolon dahil kortikosteroidler kan glukozunu arttırabilir, önceden var olan diyabeti

kötüleştirebilir ve uzun süreli kortikosteroid tedavisi alanları diabetes mellitus’a yatkın hale

getirebilir.

Psikiyatrik Etkiler:

Hastalar ve/veya hasta bakımından sorumlu kişiler sistemik steroidler ile oluşabilecek olası

psikiyatrik

yan etkilere karşı

uyarılmalıdırlar (bkz. Bölüm 4.8.).

Semptomlar

genellikle

tedaviden birkaç gün veya birkaç hafta sonra başlar. Yüksek doz ya da yüksek sistemik

maruziyet, riskleri arttırabilir ancak, istenmeyen etkilerin seyri, ciddiyeti, tipi veya süresi ile

ilgili öngörüde bulunmak için yeterli değildir. Çoğunlukla bu etkiler doz azaltılması veya

kesilmesi ile düzelmesine rağmen spesifik tedaviye de ihtiyaç duyulabilir. Hastalar ve/veya

hasta bakımından sorumlu kişiler, özellikle depresif duygu hali veya intihar düşüncesinin

oluştuğu durumlarda, psikolojik semptomların ilerlemesinden endişe ederlerse medikal destek

almaları konusunda teşvik edilmelidirler. Hastalar ve/veya hasta bakımından sorumlu kişiler

sistemik

steroidler

tedavide

sıklıkla

olmasa

bile,

tedavi

devam

ederken

dozun

azaltılmasının ya da tedavinin kesilmesinin hemen ardından bu tür psikiyatrik bozuklukların

oluşabileceği konusunda uyarılmalıdırlar.

Özellikle kendilerinde veya birinci derecede akrabalarında ciddi duygu durum bozuklukları

olmuş veya halen varolan hastaların sistemik kortikosteroid uygulanması sırasında düzenli

takip edilmeleri gerekir. Ayrıca depresif ve manik-depresif hastalığı olanlar ve geçmişte

steroid psikozu oluşanlarda da bu durum geçerlidir.

Sinir Sistemi Etkileri:

Kortikosteroidler, nöbet bozukluğu olan hastalarda dikkatli kullanılmalıdır.

Kortikosteroidler,

myastenia

gravis

hastalarında

dikkatli

kullanılmalıdır

(Bkz.

Muskuloskeletal Etkiler bölümündeki miyopati ifadesi).

Kortikosteroid alan hastalarda, sıklıkla yüksek dozlarda uzun süreli kullanımda epidural

lipomatozis raporlanmıştır.

Oküler Etkiler:

Kortikosteroidlerin uzatılmış kullanımı posterior subkapsüler katarakt ve nükleer katarakt

(özellikle çocuklarda), ekzoftalmus veya optik sinirlere olası hasar verebilecek ve mantar

veya virüs kaynaklı sekonder oküler enfeksiyonların oluşmasını artırabilecek glokom ile

sonuçlanabilen artmış intraoküler basınç oluşturabilir.

Kortikosteroidler oküler herpes simpleksi olan hastalarda olası korneal perforasyondan ötürü

dikkatli kullanılmalıdır.

Kortikosteroid

tedavisi

retinal

dekolmanına

sebep

olabilecek

olan

santral

seröz

koryoretinopati ile ilişkilendirilmiştir.

Kardiyak Etkiler:

Glukokortikoidlerin

dislipidemi

hipertansiyon

gibi

kardiyovasküler

sistem

üzerindeki

olumsuz etkileri, yüksek dozlar ve uzun süreli tedavi uygulandığı takdirde halihazırda

kardiyovasküler risk faktörleri olan tedavi gören hastaları ek kardiyovasküler etkilere eğilimli

hale getirebilir. Bu yüzden bu tip hastalarda kortikosteroidler en uygun şekilde verilmeli ve

gerekirse ek kardiyak izleme ve risk modifikasyonu ile dikkat edilmelidir.

Kalp yetmezliği vakalarında sistemik kortikosteroidler sadece çok gerekli olduğu durumlarda

ve dikkatle kullanılmalıdır.

Vasküler Etkiler:

Hipertansiyonu olan hastalarda kortikosteroidler dikkatle kullanılmalıdır.

Venöz tromboembolizm dahil olmak üzere kortikosteroidlerle tromboz rapor edilmiştir. Sonuç

olarak tromboembolik hastalıkları olan veya bunlara eğilimi bulunabilecek hastalarda dikkatle

kullanılmalıdır.

Gastrointestinal Etkiler:

Tedavi süresince karşılaşılan peptik ülserlerden tek başına kortikosteroidlerin sorumlu olup

olmadığı konusunda evrensel bir kabul yoktur ancak glukokortikoid tedavisi peptik ülser

semptomlarını

belirli

ağrı

olmaksızın

perforasyon

veya

kanama

olacak

şekilde

maskeleyebilir.

steroidal

antiinflamatuvar

ilaçlar

(NSAİİ)

kombine

edildiğinde

gastrointestinal ülser geliştirme riski yükselir.

Kortikosteroidler artan perforasyon, apse veya diğer piyojenik enfeksiyon olasılığı varsa

spesifik olmayan ülseratif kolitlerde dikkatle kullanılmalıdır. Steroidlerin direkt veya birleşik

tedavi olarak kullanıldığı durumlarda divertikülit, yeni intestinal anastomoz, aktif veya latent

peptik ülserde dikkatli kullanılmalıdır.

Hepatobiliyer Etkiler:

Akut hepatit veya karaciğer enzim artışı dahil ilaç kaynaklı karaciğer hasarlanmalarına

döngüsel verilen IV metilprednizolon (genelde başlangıç dozu > 1 g/gün) sebep olabilir.

Seyrek hepatotoksisite vakaları bildirilmiştir. Başlaması birkaç hafta veya daha uzun sürebilir.

Bildirilen vakaların çoğunluğunda tedavinin sonlandırılmasının ardından yan etkilerin devam

etmediği gözlenmiştir. Bu sebeple uygun izleme gereklidir.

Yüksek dozda kortikosteroid akut pankreatit geliştirebilir.

Kortikosteroidler karaciğer yetmezliği veya sirozu olan hastalarda dikkatle kullanılmalıdır.

Muskuloskeletal Etkiler:

Çoğu nöromüsküler iletim hastalarında (myastenia gravis gibi) veya nöromüsküler bloke edici

ilaçlar (örn. pankuronyum) gibi antikolinerjiklerle eş zamanlı tedavi alan hastalarda yüksek

dozda kortikosteroid kullanımı ile akut miyopati rapor edilmiştir. Bu akut miyopati yaygındır,

oküler ve respiratuar kasları da içerebilir ve kuadriparezi ile sonuçlanabilir. Kreatin kinaz

yükselmesi oluşabilir. Kortikosteroidleri bıraktıktan sonra klinik gelişim veya iyileşme için

aylar, hatta yıllar gerekebilir.

Osteoporoz genel fakat seyrek olarak tanınan, uzun süreli ve yüksek dozda glukokortikoid ile

ilişkilendirilmiş bir yan etkidir.

Renal ve Üriner Hastalıklar:

Kortikosteroidler renal yetmezliği olan hastalarda dikkatle kullanılmalıdır.

Araştırmalar:

Ortalama

yüksek

dozlarda

hidrokortizon

veta

kortizon

basıncının,

retansiyonunun ve artan potasyum atılımında yükselmeye yol açabilir. Bu etkilerin yüksek

dozlarda kullanıldığı zamanlar haricinde sentetik türevleriyle oluşması daha az olasıdır.

Besinsel tuz kısıtlaması ve potasyum ilavesi gerekebilir. Bütün kortikosteroidler kalsiyum

atılımını artırır.

Steroidler elektrolit dengesinin bozulmasına /potasyum azalmasına neden olabildiği için

digoksin gibi kardiyoaktif ilaçlar alanlarda dikkatle kullanılmalıdır (bkz. Bölüm 4.8).

Yaralanma, Zehirlenme ve Prosedürel Komplikasyonlar:

Sistemik kortikosteroidler travmatik beyin yaralanmasını tedavi etmek için endike değildir ve

bu amaçla kullanılmamalıdır. Çok merkezli bir çalışma metilprednizolon sodyum süksinat

verilmiş

olan

hastaların

yaralanmadan

hafta

sonrasında

plaseboya

kıyasla

mortalitesinin arttığını ortaya çıkarmıştır. Metilprednizolon sodyum süksinat tedavisi ile

sebepsel bir ilişki ise henüz kurulmamıştır.

Diğer:

Hastalar, riski minimize etmek için alınması gereken önlemler hakkında açık bilgi veren ve

reçete edenin, ilacın, dozajın ve tedavi süresinin detaylarını sağlayan “Steroid Tedavisi” kartı

taşımalıdır.

Kortikosteroidler tromboflebitlere yatkınlığı olan hastalarda dikkatli kullanılmalıdır.

Aspirin ve streoid olmayan antiinflamatuvar ajanlar kortikosteroidlerle bir arada kullanılırken

dikkatli olunmalıdır.

Sistemik kortikosteroidlerin verilmesinden sonra ölümcül olabilen feokromositoma krizleri

rapor edilmiştir. Kortikosteroidler uygun risk/ yarar değerlendirmesi yapıldıktan sonra şüphe

edilen veya tanımlanmış feokromositoması olan hastalara verilmelidir.

Eklem

içi

enjeksiyonlardan

sonra

ağrının

artması,

eklem

hareketinin

azalması,

ateş

halsizlik,

artritin

septik

hale

geldiğini

gösterir.

Hemen

uygun

antibiyotik

tedavisine

geçilmelidir. Aktif tüberküloz, diabetes mellitus, osteoporoz, kronik psikotik reaksiyonlar,

tromboflebite

eğilim,

hipertansiyon,

konjestif

kalp

yetmezliği

böbrek

yetmezliğinde

DEPO-MEDROL dikkatle kullanılmalıdır.

DEPO-MEDROL, fibroplazi üzerindeki inhibitör etkisi nedeniyle, enfeksiyon belirtilerini

maskeleyerek

enfeksiyonu

yapan

bakterilerin

yayılmasına

açabilir.

nedenle,

metilprednizolon

asetat

alan

bütün

hastalar

enfeksiyon

olasılığı

açısından

izlenmelidir.

Enfeksiyon

ortaya

çıktığında,

tedavisi

için

gerekli

antibakteriyel

önlemler

alınmalı

metilprednizolon asetat kullanılmasına son verilmelidir.

Bu tıbbi ürün her ml’sinde 1 mmol (23 mg)’dan daha az sodyum içerir; yani esasında sodyum

içermediği kabul edilebilir. Sodyuma bağlı herhangi bir olumsuz etki beklenmez.

4.5. Diğer tıbbi ürünler ile etkileşimler ve diğer etkileşim şekilleri

Metilprednizolon, bir sitokrom P450 enzimi (CYP) substratıdır ve başlıca CYP3A4 enzimi ile

metabolize edilir. CYP3A4, erişkin insanların karaciğerinde en fazla miktarda bulunan CYP

alt ailesine ait baskın enzimdir. Hem endojen, hem de sentetik kortikosteroidler için temel Faz

I metabolik basamak olan steroidlerin 6β-hidroksilasyonunu katalizler. Başka birçok bileşik

de CYP3A4’ün substratıdır; bunlardan bazılarının (ve yanısıra başka ilaçların), CYP3A4

enziminin

indüksiyonu

(upregülasyon)

inhibisyonu

yoluyla

glukokortikoid

metabolizmasını değiştirdiği gösterilmiştir.

CYP3A4 İNHİBİTÖRLERİ – CYP3A4 aktivitesini inhibe eden ilaçlar genellikle karaciğer

klirensini

azaltır

metilprednizolon

gibi

CYP3A4

substratı

ilaçların

plazma

konsantrasyonunu

arttırır.

CYP3A4

inhibitörü

varlığında,

steroid

toksisitesinden

kaçınmak için metilprednizolon dozunun titre edilmesi gerekebilir.

CYP3A4 İNDÜKLEYİCİLERİ – CYP3A4 aktivitesini indükleyen ilaçlar genellikle karaciğer

klirensini arttırır ve böylece CYP3A4 substratı olan ilaçların plazma konsantrasyonunun

azalmasına neden

olur. Hedeflenen sonucun elde edilmesi için eş zamanlı uygulamada

metilprednizolon dozajının arttırılması gerekebilir.

CYP3A4 SUBSTRATLARI – Başka bir CYP3A4 substratı varlığında, metilprednizolonun

karaciğer klirensi etkilenebilir ve buna göre dozaj ayarlamaları gerekebilir. İki ilaçtan birinin

tek başına uygulanmasıyla ilişkili advers olayların, eş zamanlı uygulamada meydana gelme

olasılığı artabilir.

Metilprednizolon ve siklosporinin (CYP3A4 inhibitörü ve substratı) eş zamanlı kullanımı

ile konvülziyonlar bildirilmiştir. Siklosporin ile metilprednizolonun eş zamanlı kullanımı

ile metabolizması karşılıklı olarak inhibe olur; bu durum iki ilaçtan birinin ya da her

ikisinin plazma konsantrasyonlarını arttırabilir. Bu nedenle, bu iki ilacın tek başına

kullanımı ile ilişkili advers olayların, eş zamanlı uygulamada oluşması daha olasıdır.

Rifampisin (antibiyotik CYP3A4 indükleyici), rifabutin, karbamazepin (antikonvülzan

CYP3A4 indükleyici ve substratı), fenobarbiton ve fenitoin (antikonvülzan CYP3A4

indükleyici),

primidon

aminoglutetimid

(aromataz

inhibitörü)

gibi

karaciğer

enzimlerini

indükleyen

ilaçların

kortikosteroidlerle

birlikte

kullanılması,

kortikosteroidlerin metabolizmasının artmasına, dolayısıyla etkilerinin azalmasına yol

açar. Aminoglutetimid kaynaklı adrenal baskılama, uzatılmış glukokortikoid tedavisinden

ötürü gerçekleşen endokrin değişikliklerinden olabilir.

Bir antibakteriyel ilaç olan izoniyazidin asetilasyon oranı ve klirensi (CYP3A4 inhibitörü)

metilprednizolon tarafından artırılabilir.

Antibiyotik/ Antimikotikler- Eritromisin gibi ilaçlar (makrolid antibakteriyel CYP3A4

inhibitörü ve substratı), itrakonazol ve ketokonazol (antifungal CYP3A4 inhibitör ve

substratı)

kortikosteroidlerin

metabolizmasını

engelleyebilir

yolla

klirenslerini

azaltabilir.

Troleandomisin

(CYP3A4

inhibitörü);

klaritromisin,

eritromisin,

itrakonazol

ketokonazol (CYP3A4 inhibitörleri ve substratları) kadar metilprednizolonun etkilerini ve

yan etkilerini arttırabilir.

Steroidler

myastenia

graviste

kullanılan

antikolinesterazların

etkilerini

azaltabilirler.

Antihipertansiflerin

diüretiklerin

istenilen

etkileri

kortikosteroidler

antagonize

olmaktadır

asetazolamidin

hipokalemik

etkisi,

kıvrım

diüretiklerinin,

tiazid

diüretiklerinin ve karbenoksolonun etkileri artmaktadır.

Yüksek doz kortikosteroidlerin ve nöromusküler bloke edici ilaçlar gibi antikolinerjiklerin

eş zamanlı uygulamasıyla, bir akut miyopati bildirilmiştir. (Bkz. bölüm 4.4).

Kortikosteroid alan hastalarda, pankuronyum ve vekuronyumun nöromusküler bloke edici

etkilerinin antagonize olduğu bildirilmiştir. Tüm rekabetçi nöromusküler blokerler ile bu

etkileşimin oluşması beklenebilir.

Metilprednizolonun, oral antikoagülanlar üzerindeki etkisi değişkendir. Kortikosteroidler

birlikte

kumarin

antikoagülanlarının

kullanılması

sonucu

antikoagülanların

etkisi

artabilir

yüzden

oluşabilecek

spontan

kanamaların

önlenmesi

hedeflenen

antikoagülan etkilerin korunması için INR ve protrombin zamanlarının yakından takibi

gereklidir.

Kortikosteroidlerle

zamanlı

verildiğinde,

antikoagülanlara

etkilerin

azaldığı yönünde veriler bulunmaktadır.

Kortikosteroidlerin NSAİİ’ler ile birlikte verilmesi durumunda, gastrointestinal kanama

ve ülserleşme insidansı artabilir.

Metilprednizolon, yüksek doz aspirinin klirensini arttırabilir ki bu durum azalmış salisilat

serum

düzeylerine

sebep

olabilir.

Metilprednizolon

tedavisinin

sonlandırılması

artan

salisilat

serum

düzeylerine,

salisilat

toksisitesi

riskinde

artışa

açabilir.

Hipotrombinemide salisilatlar ve NSAİİ’ler kortikosteroidler ile dikkatli kullanılmalıdır.

Antidiyabetikler-

Kortikosteroidler

glukoz

konsantrasyonlarını

artırabileceğinden

antidiyabetik ajanların dozajlarının ayarlanması gerekebilir.

Antiemetikler- Aprepitant ve fosaprepitant (CYP3A4 inhibitörleri ve substratları)

Antiviraller- HIV proteaz inhibitörleri:

İndinavir

ritonavir

(CYP3A4

inhibitörleri

substratları)

kortikosteroidlerin

plazma konsantrasyonlarını arttırabilir.

Kortikosteroidler HIV-proteaz inhibitörlerin metabolizmalarını indükleyerek plazma

konsantrasyonlarında azalmaya neden olabilirler.

Kalsiyum kanal blokerleri- Diltiazem (CYP3A4 inhibitörü ve substratı)

Kontraseptifler (oral)- Etinilestradiol/ noretindron (CYP3A4 inhibitörleri ve substratı)

Siklofosfamid ve takrolimus gibi diğer immünosupresanlar CYP3A4’ün substratlarıdır.

Potasyum azaltıcı ajanlar- Kortikosteroidler potasyum- azaltıcı ajanlar (örn. diüretikler) ile

beraber

verilirken,

hipokalemi

gelişimi

için

hastalar

yakınen

izlenmelidir.

Ayrıca

kortikosteroidlerin amfoterisin B, ksantan veya beta2 agonistleriyle eş zamanlı kullanımı

ile artan hipokalemi riski bulunur.

Greyfurt suyu- CYP3A4 inhibitörü.

Özel popülasyonlara ilişkin ek bilgiler:

Özel popülasyonlara ilişkin hiçbir klinik etkileşim çalışması yürütülmemiştir.

Pediyatrik popülasyon:

Pediyatrik popülasyona ilişkin hiçbir klinik etkileşim çalışması yürütülmemiştir.

4.6. Gebelik ve laktasyon

Genel tavsiye

Gebelik kategorisi: C

Çocuk doğurma potansiyeli bulunan kadınlar/Doğum kontrolü (Kontrasepsiyon)

Çocuk

doğurma

potansiyeli

bulunan

kadınlarda

doğum

kontrolü

(kontrasepsiyon)

uygulayanlarda ilacın kullanımı yönünden bir veri bulunmamaktadır.

Gebelik dönemi

Kortikosteroidlerin plasentadan geçme yetisi bağımsız ilaçlar arasında değişir fakat DEPO-

MEDROL plasentadan geçer. Bir retrospektif çalışma kortikosteroid alan annelerden doğan

bebeklerde düşük doğum ağırlığı olasılığının arttığını göstermiştir.

Hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalar, gebelik /ve- veya/ embriyonal/fetal gelişim /ve- veya/

doğum /ve- veya/ doğum sonrası gelişim üzerindeki etkiler bakımından yetersizdir (bkz.

Kısım

5.3).

İnsanlara

yönelik

potansiyel

risk

bilinmemektedir.

Gebe

hayvanlara

kortikosteroidlerin uygulanması fetüs üzerinde yarık damak, intrauterin gelişme geriliği gibi

anomalilere neden olur ve beyin gelişmesini etkiler. Erkeklerde kortikosteroidlerin konjenital

anomali insidansını arttırdığını gösteren bir kanıt yoktur fakat uzun dönem boyunca gebe

kadınlarda kullanılması intrauterin gelişme geriliği riskini arttırmaktadır. Kortikosteroidlere

prenatal

maruziyet

sonrası

hipoadrenalizm

gözlenebilir,

fakat

genellikle

doğum

sonrası

spontan olarak düzelir ve nadir olarak klinik önemlilik taşır. Kortikosteroidlere intrauterin

maruz kalan infantlarda neonatal adrenal yetmezlik seyrek gibi görünse de, önemli dozda

kortikosteroide maruz kalanlar dikkatlice gözlenmeli ve adrenal yetmezlik işaretleri için

değerlendirilmelidir.

Tüm

ilaçlarda

olduğu

gibi,

kortikosteroidlerin

anneye

çocuğa

sağlayacağı risk-yarar profili göz önünde bulundurulmalıdır. Ancak kortikosteroidlerin gerekli

olduğu durumda normal gebelik geçiren hastalara gebe olmadıkları zamandaki gibi muamele

edilmelidir.

Gebelik

esnasında

uzun

zamanlı

kortikosteroid

verilen

annelerin

bebeklerinde

katarakt

gözlenmiştir.

Laktasyon dönemi

Kortikosteroidler

anne

sütüne

miktarda

geçerler.

Fakat

günlük

doza

kadar

metilprednizolon infantta sistemik etkiler oluşturmaz. Bu dozdan daha yüksek dozlar alan

annelerin bebekleri belli derecede adrenal baskılama yaşayabilir ama emzirmenin sağlayacağı

faydanın herhangi bir teorik riskten daha ağır basması daha olasıdır.

Anne sütüne dağılan kortikosteroidler emzirilen bebeklerde endojen glukokortikoid üretimini

engelleyebilir. İnsanlarda glukokortikoidlerle uygun üreme çalışmaları yapılmadığından, bu

ilaçlar yalnızca tedavinin faydalarının bebekteki potansiyel risklerden ağır bastığına karar

verildiği durumlarda emziren annelere verilmelidir.

Üreme yeteneği/fertilite

Kortikosteroidlerin fertiliteyi olumsuz etkilediğine dair bir kanıt yoktur.

4.7. Araç ve makine kullanımı üzerindeki etkiler

Kortikosteroidlerin araç ve makine kullanma yeteneği üzerindeki etkileri sistematik olarak

değerlendirilmemiştir. Kortikosteroidlerle tedavi sonrasında sersemlik, baş dönmesi, görme

bozuklukları ve yorgunluk gibi istenmeyen etkiler görülmesi olasıdır. Eğer olumsuz bir etki

görüldüyse hastalar araç ve makine kullanmamalıdır.

4.8. İstenmeyen etkiler

Hipotalamik- hipofiz- adrenal baskılanma dahil olmak üzere kortikosteroidlerin kullanımıyla

görülmesi muhtemel yan etkilerin insidansı ilacın rölatif potensi, dozajı, uygulama zamanı ve

tedavinin süresi ile ilişkilidir.

İstenmeyen etkiler aşağıdaki kategorilere göre listelenmiştir

Çok yaygın (≥1/10); yaygın (≥1/100 ila <1/10); yaygın olmayan (≥1/1.000 ila <1/100); seyrek

(≥1/10.000 ila <1/1.000); çok seyrek (<1/10.000), bilinmiyor (eldeki verilerden hareketle

tahmin edilemiyor).

Enfeksiyonlar ve enfestasyonlar

Bilinmiyor

: Enfeksiyon (baskılanan klinik semptom ve işaretlerle beraber artan duyarlılık

ve enfeksiyon ciddiyeti dahil olmak üzere), fırsatçı enfeksiyon, enjeksiyon

yerinde enfeksiyon, peritonit, tekrarlayan dormant tüberküloz

Bağışıklık sistemi hastalıkları

Bilinmiyor

: İlaç hipersensitivitesi, anafilaktik reaksiyon

Kan ve lenf sistemi hastalıkları

Bilinmiyor

: Lökositoz

Endokrin hastalıkları

Bilinmiyor

:

Cushingoid,

hipopitüitarizm,

bırakma

sendromu

(uzun

süreli

kullanım

sonrasında kortikosteroid dozunun aniden kesilmesi akut adrenal yetmezlik,

hipotansiyon ve ölüme sebep olabilir. Ancak bu devamlı tedavi gerektiren

endikasyonu

olan

kortikosteroidlerde

daha

geçerlidir

[Bkz.

Bölüm

4.4].

Bırakma sendromu ateş, miyalji, artralji, rinit, konjuktivit, ağrılı ve kaşıntılı cilt

nodülleri ile kilo kaybını içerecek şekilde olabilir)

Metabolizma ve beslenme hastalıkları

Bilinmiyor

: Bozulmuş glikoz intoleransı, sodyum retansiyonu, sıvı retansiyonu, insülin

(veya

diyabetiklerde

oral

hipoglisemik

ajanların)

ihtiyacının

artması,

hipokalemik alkaloz, dislipidemi, artan iştah (kilo artışı ile sonuçlanabilir),

epidural lipomatozis

Psikiyatrik hastalıklar

Bilinmiyor

:

Duygusal

düzensizlik

(depresyon,

öfori

hali,

duygusal

labilite,

ilaç

bağımlılığı, intihar düşüncesi). Mod değişiklikleri, anormal davranış, insomnia,

psikotik

davranışlar

(mani,

delüzyon,

halüsinasyon,

şizofreni,

konfüzyonel

durum, mental rahatsızlık, anksiyete, kişilik değişimi çocuklarda sıkça görülür.

Sinir sistemi hastalıkları

Bilinmiyor

:

Papilla

ödemiyle

intrakraniyal

basınç

artışı

(benign

intrakraniyal

hipertansiyon),

konvülsiyon,

amnezi,

bilişsel

bozukluk,

baş

dönmesi,

baş

ağrısı, epidural lipomatozis

Göz hastalıkları

Bilinmiyor

:

Katarakt,

glokom,

ekzoftalmi,

koryoretinopati,

yüz

baş

çevresinde

intralezyonel tedavinin eşlik ettiği seyrek körlük vakaları, optik sinire hasar

vermesi olası olan artan intraoküler basınç, korneal veya skleral incelme,

oftalmik viral veya fungal hastalığın alevlenmesi

Kulak ve iç kulak hastalıkları

Bilinmiyor

: Vertigo

Kardiyak hastalıklar

Bilinmiyor

: Duyarlı hastalarda konjestif kalp yetmezliği

Vasküler hastalıklar

Bilinmiyor

: Hipertansiyon, hipotansiyon, arteriyal embolizm, trombotik olaylar

Solunum, göğüs bozuklukları ve mediastinal hastalıklar

Bilinmiyor

: Pulmoner emboli, hıçkırık

Gastrointestinal hastalıklar

Bilinmiyor

: Olası peptik ülser perforasyonu ve kanamasıyla peptik ülser, gastrik kanama,

intestinal

perforasyon,

pankreatit,

ülseratif

özofajit,

özofajit,

karın

ağrısı,

karında şişlik, ishal, dispepsi, bulantı

Hepatobiliyer hastalıklar

Bilinmiyor

: Hepatit, karaciğer enzimlerinde artış

Deri ve deri altı doku hastalıkları

Bilinmiyor

:

Ekimoz,

akne,

anjiyoödem,

peteşi,

deri

atrofisi,

deri

çatlakları,

deri

hiperpigmentasyonu, deri hipopigmentasyonu, kıllanma, kızarıklık, eritema,

prurit, ürtiker, hiperhidrozis

Kas-iskelet bozuklukları, bağ doku ve kemik hastalıkları

Bilinmiyor

: Büyüme geriliği, osteoporoz, kas zayıflığı, osteonekroz, patolojik kırılma, kas

atrofisi, miyopati, nöropatik atropati, artralji, miyalji

Üreme sistemi ve meme hastalıkları

Bilinmiyor

: Menstrüasyon düzensizliği

Genel bozukluklar ve uygulama bölgesine ilişkin hastalıklar

Bilinmiyor

: Bozulmuş iyileşme, periferal ödem, çocuklarda ve yetişkinlerde irritabilite,

enjeksiyon bölgesinde reaksiyon, steril apse, yorgunluk, halsizlik

Araştırmalar

Bilinmiyor

:

potasyumunda

düşme,

alanin

aminotransferaz

artışı,

aspartat

aminotransferaz artışı, kan alkalin fosfataz artışı, karbonhidrat toleransında

azalma, idrarda kalsiyum artışı, cilt testindeki reaksiyonların baskılanması,

kandaki ürede artış, protein katabolizmasına bağlı negatif nitrojen dengesi

Yaralanma ve zehirlenme

Bilinmiyor

: Özellikle aşil tendonu olmak üzere tendon kopması, spinal kompresyon

kırığı. Sistemik kortikosteroidler travmatik beyin yaralanmaları için endike

değildir ve bunun için kullanılmamalıdır.

Önerilen kullanım şekilleriyle ve bunların dışında kullanılması durumunda aşağıda listelenmiş

istenmeyen reaksiyonlar görülebilir.

İntratekal/Epidural: Genel sistemik kortikoid kullanımı ile görülen advers reaksiyonlar, baş

ağrısı, menenjit, paraparez/parapleji, beyin-omurilik sıvısı anormallikleri, bulantı, kusma,

terleme,

araknoidit,

fonksiyonel

gastrointestinal

hastalık/idrar

torbası

disfonksiyonu,

konvülsiyonlar, duyusal bozukluklar. Bu yan etkilerin sıklığı bilinmemektedir.

Ekstradural: Yaralarda açılma, sfinkter kontrolünde bozulma.

İntranazal: Kalıcı veya geçici körlük, rinit.

Oftalmik (Subkonjunktival): Kızarıklık veya kaşınma, apse, enjeksiyon alanında kabuklanma,

enjeksiyon alanında artık, göz içi basıncında artma, görme azalması, enfeksiyon.

Değişik enjeksiyon alanları (Sfenopalatin gangliyon, kafa derisi, tonsiller bölge): Körlük

Şüpheli advers reaksiyonların raporlanması

Ruhsatlandırma

sonrası

şüpheli

ilaç

advers

reaksiyonlarının

raporlanması

büyük

önem

taşımaktadır. Raporlama yapılması, ilacın yarar / risk dengesinin sürekli olarak izlenmesine

olanak sağlar. Sağlık mesleği mensuplarının herhangi bir şüpheli advers reaksiyonu Türkiye

Farmakovijilans Merkezi (TÜFAM)'ne bildirmeleri gerekmektedir (www.titck.gov.tr; e- posta:

tufam@titck.gov.tr; tel: 0 800 314 00 08; faks: 0 312 218 35 99)

4.9. Doz aşımı ve tedavisi

Aşırı

dozda

kullanımı

takiben

seviyelerinin

kademeli

olarak

zamana

yayılarak

azaltılmasıyla

adrenal

baskılama

olasılığına

karşı

önlem

alınmalıdır.

olayda

hastanın

ileride

gerçekleşebilecek

herhangi

travmatik

atak

sırasında

desteklenmesi

gerekebilir.

Kortikosteroidlerin aşırı dozunu takiben raporlanan akut toksisite ve/ veya ölüm seyrektir.

Aşırı doz durumunda spesifik bir antidot yoktur, tedavi destekleyici ve semptomatiktir.

Metilprednizolon diyalizlenebilirdir.

5.

FARMAKOLOJİK ÖZELLİKLER

5.1. Farmakodinamik özellikler

Farmakoterapötik grup: Glukokortikoidler

ATC kodu: H02AB04

Metilprednizolon

asetat

sentetik

glukokortikoiddir.

Antienflamatuvar

etki

gücü

prednizolondan fazla, su ve tuz retansiyonuna yol açma eğilimi ise daha azdır. Romatoid

artrit, osteoartrit, bursit ve benzer inflamatuvar durumları tedavi etmek için aköz solüsyon

eklemlere ve yumuşak dokulara enjekte edilebilir. Uzatılmış sistemik etki için intramüsküler

yoldan uygulanabilir.

5.2. Farmakokinetik özellikler

Genel özellikler

Emilim:

Sekiz gönüllüden oluşan bir kurum içi çalışma tek bir 40 mg intramüsküler DEPO-MEDROL

dozunun

farmakokinetiğini

belirlemiştir.

Bağımsız

doruk

plazma

konsantrasyonlarının

ortalaması 14.8 ± 8.6 ng/mL, bağımsız doruk zamanın ortalaması 7.25 ± 1.04 saat ve eğri

altındaki alan (EAA) ortalaması 1354.2 ± 424.1 ng/mL x saat (Gün 1-21).

Dağılım:

Metilprednizolon; dokulara geniş ölçüde dağılır, kan-beyin bariyerini geçer ve anne sütünde

salgılanır.

Görünür

dağılım

hacmi

yaklaşık

L/kg’dır.

Metilprednizolonun

insanlarda

plazma proteinine bağlanma oranı yaklaşık %77’dir.

Biyotransformasyon:

Metilprednizolon karaciğerde aktif metabolitlerine metabolize olur, bunların en önemlileri

20α-hidroksimetilprednizolon ve 20β-hidroksimetilprednizolondur. Karaciğerde metabolizma

başlıca

CYP3A4

yoluyla

gerçekleşir

(CYP3A4

aracılı

metabolizmaya

dayalı

ilaç

etkileşimlerinin

listesi

için

bkz.

Bölüm

Diğer

tıbbi

ürünlerle

etkileşimler

diğer

etkileşim şekilleri).

Birçok CYP3A4 substratı gibi metilprednizolon, ayrıca ATP bağlayıcı kaset (ABC) taşıyıcı

protein p-glikoprotein için bir substrat olabilir ve bu doku dağılımını ve diğer ilaçlarla

etkileşimi etkileyebilir.

Eliminasyon:

Toplam metilprednizolonun ortalama eliminasyon yarılanma ömrü 1.8 ile 5.2 saat arasındadır.

Toplam klirens yaklaşık olarak 5 ile 6 ml/dk/kg arasındadır.

Renal yetmezlikte doz ayarlaması gerekmez. Metilprednizolon hemodiyalizlenebilirdir.

Metilprednizolon asetatın çözünürlüğü, metilprednizolondan daha düşüktür.

Doğrusallık/Doğrusal olmayan durum:

Metilprednizolonun

farmakokinetik

özellikleri,

uygulama

yolundan

bağımsız

şekilde

lineerdir.

Hastalardaki karakteristik özellikler

Veri yoktur.

5.3. Klinik öncesi güvenlilik verileri

Metilprednizolon

Geleneksel

güvenirlik

farmakolojisi

tekrarlayan

toksisitesi

çalışmalarında

beklenmeyen bir tehlikeye rastlanmamıştır. Tekrarlayan doz çalışmalarında görülen toksisite

eksojen adrenokortikal steroide düzenli olarak maruz kalındığında beklenen türdendi.

Mutajenik potansiyel:

Bakteri ve memeli hücrelerinde yapılan sınırlı çalışmada genetik ve kromozomal mutasyon

olasılığına dair bir kanıt bulunmamıştır.

Karsinojenik potansiyel:

İlaç

kısa

süreli

tedaviler

için

endike

olduğundan

hayvanlarda

karsinojenik

potansiyeli

değerlendirmek

için

uzun

süreli

çalışmalar

yapılmamıştır.

Şimdiye

kadar

yürütülen

çalışmalarda karsinojenik aktiviteyi gösteren herhangi bir işaret bulunmamıştır.

Reprodüktif toksisite:

Özellikle fertilite bozulma olasılığını değerlendirmek için hayvanlarda reprodüktif fertilite

çalışmaları

yapılmamıştır.

Kortikosteroidlerin

feritiliteyi

bozduğuna

dair

kanıt

bulunmamıştır.

Hamileliklerinde insanlarda oral tedavide kullanılan doza yakın miktarda metilprednizolon ile

tedavi edilen farelerin yavrularında artan yarık damaklı olma sıklığı gözlenmiştir.

Hamileliklerinde insanlarda oral tedavide kullanılan doza yakın miktarda metilprednizolon ile

tedavi

edilen

dozun

anneye

toksik

olduğu

sıçanların

yavrularında

artan

kardiyovasküler defekt sıklığı ve azalmış vücut ağırlığı gözlenmiştir. Diğer bir çalışmada ise

insanlarda oral tedavide kullanılan dozun <1-18 katı ile sıçanlarda hiçbir teratojenik etki

kaydedilmemiştir. İnsanlarda kullanılan dozdan daha az metilprednizolonla tedavi edilen

hamile tavşanların yavrularında yüksek sıklıkta fetal ölüm ve merkezi sinir sistemi ile iskelet

anomalileri rapor edilmiştir. Bu bulguların hamileliklerinde metilprednizolonla tedavi edilen

annelerin yavrularındaki sakatlık riski ile ilgisi bilinmemektedir. Raporlanmış teratojenik

etkilerin güvenlik payı bilinmemektedir.

6.

FARMASÖTİK ÖZELLİKLER

6.1. Yardımcı maddelerin listesi

Polietilen glikol

Sodyum klorür

Mristil-gamma-pikolinyum klorür

Enjeksiyonluk su

6.2. Geçimsizlikler

DEPO-MEDROL,

fiziksel

geçimsizlik

olasılığı

nedeniyle

başka

süspansiyon

çözeltiyle karıştırılmamalıdır. Yoktur.

6.3. Raf ömrü

36 ay

6.4. Saklamaya yönelik özel tedbirler

25 °C’ nin altındaki oda sıcaklığında ve ambalajında saklayınız.

6.5. Ambalajın niteliği ve içeriği

1 mL’de 40 mg steril metilprednizolon asetat süspansiyonu içeren 1 mL’lik tip I cam

flakonlarda.

6.6. Beşeri tıbbi üründen arta kalan maddelerin imhası ve diğer özel önlemler

Kullanılmamış olan ürünler ya da atık materyaller “Tıbbi Atıkların Kontrolü Yönetmeliği” ve

“Ambalaj ve Ambalaj Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği”ne uygun olarak imha edilmelidir.

7.

RUHSAT SAHİBİ

PFIZER İLAÇLARI Ltd.Şti.

Muallim Naci Cad. No:55

34347 Ortaköy/İSTANBUL

8.

RUHSAT NUMARASI

223/33

9.

İLK RUHSAT TARİHİ/RUHSAT YENİLEME TARİHİ

İlk ruhsat tarihi: 28/01/2010

Ruhsat yenileme tarihi:

10.

KÜB’ÜN YENİLENME TARİHİ